|
|
 |
« : 10 Nisan 2009, 04:10:30 » |
|
1. Resul nedir ? Allah’ın Risaletini tebliğ eden kişiye resul denir. Resûl kelimesi “irsâl” edilen; yani gönderilen mânâsında kullanılıyor. Öyleyse resûl kavramı, daha başlangıçta 3 ana gruba ayrılıyor; 1- Nebî resûller: Risaletle (ve nübüvvetle) görevli, peygamber resûller. 2- Veli resuller: Risaletle görevli kılınmış velî resûller. 3- Alelade resuller: Risaletle görevli olmayan resûller.
A. Tebliğ ile vazifeli olmayanlar : 1. Kiramen katibin melekleri(Zuhruf 80) 2. Ölüm melekleri (En’am 61) 3. Haberci olarak gönderilen resul (Yusuf 50), B. Tebliğ ile vazifeli olanlar
Risalet ile vazifeli Resulleri; • Her kavimdeki Velî Resuller • Devrin imamları olan Velî Resuller
• Nebî Resuller Yedi açıdan birbirinden farklıdırlar.
NEBi RESULLER: 1. Vehbi olarak (Allah’ın hediyesi olarak) o makama Allah tarafından tayin edilmişlerdir.(Enbiya-73) 2. Nebilerin hepsi (beşer) insandır. 3. Nebiler her zaman parçasında yoktur.Nebiler arasında fetret dönemi bulunabiliyor. 4. Sadece Arap kavminin ve İsrailoğulları kavminin içinden Allah tarafından tayin edilmişlerdir. 5. Nebiler 5 görevin sahibidirler. (Bakara 151). 6. Her Nebi aynı zamanda Resuldur. 7. Nebiler Allah’tan Şer’i (şeriata ait) vahyi alır.Umuma ait şeriatın sahibidirler.
VELi RESULLER: 1. Resuller meleklerden (Hac75), cinlerden (Enam130) ve insanlardan oluşur. 2. Resuller her zaman parçasında kesintisiz vardırlar. 3. Bütün kavimlerde o kavimlerin lisanlarıyla Allahın ayetlerini beyan etmek için gönderilirler. (isra 15) 4. Resullerin 4 görevi var. 5. Her resul nebi değildir. 6. Resuller Allah’tan şer’i vahyi (şeriata ait vahyi) almaz Allah’ın şer’iatını açıklamak üzere Allah’tan vahiy alırlar.
RiSALETLE GÖREVLi BULUNMAYAN ALELADE OLAN (ULAK,HABERCi) RESULLER.
Kur'an-ı Kerim'de Allah risaletle hiç ilgisi olmayan Resullerden bahsediyor.
1-a:Firavunun Hz.Yusuf'a gönderdiği alelade bir ulak Kur'anda resul adı ile geçiyor. YUSUF – 50 Ve kâlel meliku'tûnî bih(bihî), fe lemmâ câehur resûlu kâlerci' ilâ rabbike fes'elhu mâ bâlun nisvetillâtî katta'ne eydiyehunn(eydiyehunne), inne rabbî bi keydihinne alîm(alîmun). Ve Melik: “Onu bana getirin.” dedi. Böylece ona, resûl (ulak, haberci) geldiği zaman Yusuf (A.S): “Efendine dön ve ellerini kesen kadınların hali (durumu) nedir, ona sor.” dedi. Muhakkak ki; Rabbim onların hilelerini en iyi bilendir.
1-b:Belkıs'ın Hz.Süleyman'a gönderdiği;i elçi de resul adıyla geçiyor. NEML - 35 Ve innî mursiletun ileyhim bi hediyyetin fe nâzıratun bime yerciul murselûn(murselûne). Ve gerçekten ben onlara hediye göndereceğim. Böylece bakalım resûller (elçiler) ne ile dönecekler?
Öncelikle gördükki risaletle görevli olmayan resûlleri Allah kuranda RESUL olarak adlandırıyor. Yusuf Suresi 50. âyet-i kerimesi ve Neml suresi 35. ayet-i kerimesi gereğince, mü’min bile olmayan alelâde bir ulak (haberci: birinden birine bir haber, mal ve ye hediye taşıyan birisi), içinde resûl ifadesi kullanmış. Firavun onu, Hazreti Yusuf’a bir haber iletsin diye,Belkıs da Hazreti Süleyman’a hediyeyi versin diye yani bir elçi niyetinde göndermiştir. Allahû Tealâ, bu risaletle görevli olmayan, alelâde habercilere RESUL diyor. Firavunun ve de Belkıs’ın mümin bile olmayan habercisinin bir PEYGAMBER olduğu iddia edilemez.
2-RiSALETLE GÖREVLi OLMAYAN MELEK RESULLER.
2-a) Allah meleklerden de RESULLER seçiyor. 22/Hac-75 : Allahü yestafî minel melâiketi rusulan ve minennasi,innallâhe semîun basîr(basîrun). Allah insanlardan da ve MELEKLER’dende RESUL ler seçer. Muhakkak ki Allah, en iyi işitendir, en iyi görendir.
a-) Ölüm meleklerine de Allah "resullerimiz" buyuruyor. EN'AM - 61 Ve huvel kâhiru fevka ibâdihî ve yursilu aleykum hafazah(hafazaten), hattâ izâ câe ehadekumul mevtu teveffethu rusulunâve hum lâ yuferritûn(yuferritûne). Ve O, kullarının üstünde kahhardır (kuvvet ve güç sahibidir).Ve üzerinize muhafaza edici (koruyucu) gönderir. Sizden birinize ölüm gelince, onu Resullerimiz vefat ettirir. Onlar (bunu yaparken) kusur etmezler.
b-) Allah Kiramen Katibin meleklerinden de resul diye bahsediyor. ZUHRUF - 80 Em yahsebûne ennâ lâ nesmeu sirrehum ve necvâhum, belâ ve rusulunâ ledeyhim yektubûn(yektubûne). Yoksa onlar; Bizim, onların sırlarını ve fısıltılarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, onların yanlarında bulunan Resullerimiz (kiramen kâtibin melekleri), (onların yaptıklarını ve konuştuklarını) yazıyorlar (hologram filme kaydediyorlar).
2-b) RABBiMiZ ELÇi OLARAK GÖNDERDiĞİ MELEKLERE DE RESUL DiYOR.. 19/Meryem-18,19 Kalet inniy euzü birrahmani minke inkünte takiyya kale innema ena resulü rabbiki li ehabeleki gulaman zekiyya. (Meryem) Dedi ki : "Eger sen sakinanlardan biri isen senden Rahman'a siginirim". (Cebrail A.S.) Dedi ki :" Süphesiz ki ben tezkiye olmus bir oglan çocugu vermek için gelen Rabbinin RESULUYUM (elçisiyim).'
2-c)Hz. İbrâhîm’i müjdelemek ve Hz. Lut’un kavmini azaplandırmak ile vazifeli melekler Hud-69,77,81 Hicr-57,61 Ankebut-31,33 Zariyat-31’de açıklanmaktadır.
11/HUD-69: Ve lekad câet rusulunâ ibrâhîme bil buşrâ kâlû selâmâ(selâmen), kâle selâmun fe mâ lebise en câe bi iclin hanîz(hanîzin). Ve andolsun RESULLERiMiZ İbrâhîm (A.S)’a müjde ile geldiler: “Selâm” dediler. O (İbrâhîm A.S) da: “Selâm” dedi. Bunun üzerine, çok geçmeden kızarmış bir buzağı getirdi. (Kızarmış bir buzağı getirmesi gecikmedi.)
11/HUD-77: Ve lemmâ câet resulunâ lûtan sîe bihim ve dâka bihim zer’an ve kâle hâzâ yevmun asîb(asîbun). Ve resûllerimiz Lut (A.S)’a geldiği zaman onlardan dolayı üzüldü ve içi daralıp, telaşlandı. Ve: “Bu çok kötü (zorlu) bir gün.” dedi.
11/HUD-81: Kâlû ya lûtu innâ rusulurabbike len yasilû ileyke fe esri bi ehlike bi kıt’ın minel leyli ve lâ yeltefit minkum ehadun illemreetek(illemreeteke), innehu musîbuhâ mâ esâbehum, inne mev’ıdehumus subh(subhu), e leyses subhu bi karîb(karîbin). (Resûller şöyle) dediler: “Ey Lut! Muhakkak ki; biz senin Rabbinin resûlleriyiz (elçileriyiz). Onlar sana asla ulaşamazlar. Hemen gecenin bir kısmında hanımın hariç ailen ile gece çık, yürü. Sizin içinizden biriniz (hiç kimse) geri dönmesin (dönüp bakmasın). Çünkü; onlara isabet eden şey, ona da isabet edecek. Muhakkak ki; onlara vaadedilen vakit, sabah vaktidir. Sabah vakti yakın değil mi?”
15/HİCR-61: Fe lemmâ câe âle lûtýnil murselûn(murselûne). Böylece, gönderilmiş olan resûller (elçiler), Lut’un ailesine geldiği zaman...
29/ANKEBUT-31 : “Ve lemmâ câet rusulunâ ibrâhîme bil buşrâ, kâlû innâ muhlikû ehli hâzihil karyeh(karyeti), inne ehlehâ kânû zâlimin (zâlimîne).” Bizim RESULLERİMİZ İbrâhîm’e bir müjde ile geldikleri zaman, dediler ki: “Gerçek şu ki, biz, bu ülkenin halkını yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı zalim oldular.”
29/ANKEBUT-33: Ve lemmâ en câet rusulunâ lûtan sîe bihim ve dâka bihim zer’ân, ve kâlû lâ tehaf ve lâ tahzen, innâ muneccûke ve ehleke illemreeteke kânet minel gâbiriîn (gâbirîne). RESULLERiMiZ Lut’a geldikleri zaman o, bunlar dolayısıyla kötüleşti ve içi daraldı. Dediler ki: “Korkuya düşme ve hüzne kapılma. Karın dışında, seni ve aileni muhakkak kurtaracağız. O ise arkada kalacaktır.”
51/ZARiYAT-31: “Kâle fe mâhatbukum eyyûhel murselûn (murselûne).) (İbrâhîm) dedi ki: “şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey RESULLER?” Bu melek resullere Nebî olduktan sonra Resul tayin edildiler, diyebilecek kimse varmidır?
3- PEYGAMBER OLMAYAN CiN RESULLER. 6/EN'AM-130: Yâ ma'şerel cinni vel insi e lem ye'tikum rusulun minkum yakussûne aleykum âyâtî ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû şehidnâ alâ enfusinâ ve garrethumul hayâtud dunyâ ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn(kâfirîne). Ey insan ve cin topluluğu! Size âyetlerimi anlatan ve bugününüze ulaþacağınız konusunda sizi uyaran içinizden resûller (elçiler) gelmedi mi? “Kendi nefslerimize şahit olduk.” dediler. Dünya hayatı onları aldattı. Ve kendilerinin kâfir olduğuna, kendileri şahit oldular.
Bu âyet-i kerimede gene Resul kelimesi kullanılmakta ve cinlere kendi içlerinden resuller gelmedi mi? diye sorulmaktadır.
46/ AHKAF-29: Ve iz sarefnâ ileyke neferen minel cinniyestemiunel kur'ân (kur'âne) fe lemma hadarû kâlû ensite;tû fe lemma kudiye vellev ila kavmihim munzirîn (munzirîne). Hani cinlerden birkaçını Kur'ân dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna geldikleri zaman, dediler ki: “Kulak verin”sonra bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar (NEZiR) olarak döndüler.
Allahû Tealâ cinlere cin peygamberler göndermemiştir ama Kur'ân-ı Kerim'de cin Resullerden bahsedilmektedir. Cinlerden hiçbir devrede bir peygamber çıkmadığına göre; bu ayetlerde geçen “Resul” kelimesinin peygamber olmadığı muhakkaktır. Bu durumda cin Resullerin Nebî (Peygamber) olduğu düşünülemez.
HAC - 75 Allâhu yastafî minel melâiketi rusulen ve minen nâs(nâsi), innallâhe semîun basîr(basîrun). Allah, meleklerden ve insanlardan resûller seçer. Muhakkak ki Allah, en iyi işitendir, en iyi görendir.
Allah bu ayette meleklerden ve insanlardan RESUL seçerim diyorsa bu RESUL peygamber (NEBi) olmayan resulleri kastediyor demektir. Aşağıdaki ayetlerde bu olayı açıklıyor.
Allah’u teala Yasin 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20. ayetlerde İSA (asm) ın HAVARiLERinede RESUL dediğini görüyoruz. Kimse havarilerinde (NEBİ) peygamber olduklarını iddia edemez.
36/YASİN 13 VADRIB LEHUM MESELEN ASHÂBEL KARYEH(KARYETI), IZ CÂE HEL MURSELÛN(MURSELÛNE). ONLARA, O ŞEHRİN HALKINI MİSAL VER. ONLARA RESÛLLER GELMİŞTİ.
36/YASİN 14 İZ ERSELNÂ ILEYHIMUSNEYNI FE KEZZEBÛHUMÂ FE AZZEZNÂ BI SÂLISIN FE KÂLÛ INNÂ ILEYKUM MURSELÛN(MURSELÛNE). ONLARA İKİ (RESÛL) GÖNDERMIŞTIK. FAKAT IKISINI DE TEKZIP ETTILER (YALANLADILAR). BUNUN ÜZERINE (ONLARI) ÜÇÜNCÜ (RESÛL) ILE AZÎZ KILDIK (DESTEKLEDIK). O ZAMAN ONLAR: “MUHAKKAK KI BIZ, SIZE GÖNDERILMIÞ RESÛLLERIZ.” DEDILER.
36/YASİN 15 KÂLÛ MÂ ENTUM ILLÂ BEŞERUN MISLUNÂ VE MÂ ENZELER RAHMÂNU MIN ŞEY’ININ ENTUM ILLÂ TEKZIBÛN(TEKZIBÛNE). ONLARDA DEDILER Kİ: “SIZ, BIZIM GIBI BEŞERDEN BAŞKA BIR ŞEY DEĞILSINIZ. VE SİZE RAHMÂN BIR ŞEY İNDİRMEDİ (VAHYETMEDİ). SIZ SADECE YALAN SÖYLÜYORSUNUZ.”
36/YASİN 16 KALÛ RABBUNÂ YA’LEMU INNÂ ILEYKUM LE MURSELÛN(MURSELÛNE). (RESÛLLER) DEDILER KI: “BIZIM, GERÇEKTEN SIZE GÖNDERILMİŞ RESÛLLER OLDUĞUMUZU RABBIMIZ BILIYOR.”
36/YASİN 17 VE MÂ ALEYNÂ ILLEL BELÂGUL MUBÎN(MUBÎNU). VE BIZIM ÜZERIMIZDE AÇIKÇA TEBLIĞDEN (BILDIRMEKTEN) BAŞKA BIR ŞEY (SORUMLULUK) YOKTUR.
36/YASİN 18 KÂLÛ INNÂ TETAYYERNÂ BI KUM, LE IN LEM TENTEHÛ LE NERCUMENNEKUM VE LE YEMESSENNEKUM MINNÂ AZÂBUN ELÎM(ELÎMUN). “MUHAKKAK KI BIZ SIZINLE UĞURSUZLUĞA UĞRADIKEĞER SIZ GERÇEKTEN VAZGEÇMEZSENIZ (SON VERMEZSENIZ), SIZI MUTLAKA TAŞLAYACAĞIZ. VE MUTLAKA BIZDEN SIZE ELÎM BIR AZAP DOKUNACAK.” DEDILER.
36/YASİN 19 KÂLÛ TÂIRIKUM MEAKUM, E IN ZUKKIRTUM,BEL ENTUM KAVMUN MUSRIFÛN(MUSRIFÛNE). “UĞURSUZLUĞUNUZ SIZINLE BERABERDIR (KENDINIZDENDIR). SIZE ZIKIR HATIRLATILINCA Mİ (UĞURSUZLUĞA UĞRUYORSUNUZ)? HAYIR, SIZ MÜSRIF (HADDI AŞAN) BIR KAVIMSINIZ.” DEDILER.
36/YASİN 20 VE CÂE MIN AKSAL MEDÎNETI RACULUN YES’Â KÂLE YÂ KAVMITTEBIÛL MURSELÎN(MURSELÎNE). VE ŞEHRIN EN UZAK YERINDEN BIR ADAM (HABİBİ NECCAR) KOŞARAK GELDI. “EY KAVMIM, (SIZE) GÖNDERILMIŞ OLAN RESÛLLERE TÂBÎ OLUN!” DEDI.
36/YASİN 21 İTTEBIÛ MEN LÂ YES’ELUKUM ECREN VE HUM MUHTEDÛN(MUHTEDÛNE). (TEBLIĞLERINE KARŞILIK) SIZDEN ÜCRET ISTEMEYEN (BU) KIŞILERE TÂBÎ OLUN. VE ONLAR, HIDAYETE ERMIŞ OLANLARDIR.
Bu ayetlerde geçen kişilerin Havariler olup İsâ (a.s.) kaldırılışından sonra gönderildikleri. Buna göre "biz gönderdik" buyurmasıyla, Allah Teâlâ'nın emriyle olduğu ortaya çıkıyor. Bazı hadisi şeriflerde de bu ikisinin Yuhanna ile Pavlus olduğunu "Biz (o resulleri) bir üçüncüsü ile destekledik." Bu üçüncüsünün de Şem'unussafâ olduğunu aktarılıyor. O esnada şehrin taa öbür ucundan bir adam bu adam, bu kahraman fedai, bu büyük mücahid, bu güzel vâiz, bu Allah’ın velisi cennetle müjdelenen ve Allah Teâlâ'nın özellikle ikramına kavuşan bu Allah’ın sevgili kulu, hadisi şeriflerde Yâsin sahibi Habibi Neccar diye tanınmaktadır. Demek önce hemşerilik şefkatini ileri sürerek öğüdü takdim ve onların resul olduklarını haber vermekle imanını açıklıyor ve sonrasında da ; kendi kavmine onlardan hiçbir ücret istemeyen ve hidayete ermiş olan ; bu resullere tabi olmalarını söylüyor..
A-) Allah her kavimde resul beas ediyor.
1 Bütün kavimlerdeki bu resuller, o kavimlerdeki insanlar tagut'a kul olmaktan kurtulsun ve Allah'a kul olsunlar diye vazifeli kılınmışlardır.
NAHL - 36 Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu),fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne). Ve andolsun ki; Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde bir resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının da üzerine dalâlet hak oldu. (Resûllere tâbî olanlar hidayete erdi, tâbî olmayanların ise üzerine dalâlet hak oldu.) Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).
Allah "bütün kavimlerde" dediğine göre bunların hepsinin Peygamber olması mümkün değildir. Çünkü Peygamberler sadece Kur'anda isimleri geçen kavimlerde vazifelendirilmişlerdir. Ve asıl önemlisi Peygamber varsa sadece bir tek Peygamber vardır ve o bütün dünyanın hatta kâinatın Peygamberidir.
2 Allah bütün kavimlere ardı ardına resul gönderdiğinden bahsediyor.
MÜ’MiNUN - 44 Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne). Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.
BAKARA - 87 Ve lekad âteynâ mûsal kitâbe ve kaffeynâ min ba'dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus(kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferikan taktulûn(taktulûne). Andolsun ki; Biz, Musa'ya kitap verdik ve ondan sonra da, birbiri ardından (araları kesilmeksizin, peşpeşe) resûller gönderdik. Ve Meryem'in oğlu İsa'ya beyyineler (açık kanıtlar) verdik ve onu RUH'ÛL KUDÜS ile destekledik. Her ne zaman size bir resûl, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle emirle) geldiyse, hemen kibirlendiniz. Bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürdünüz.
İSRA - 15 Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen). Kim hidayete erdiyse sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez.Ve Biz,bir resûl göndermedikçe “azap edici” olmadık.
Kavim resulleri bütün kavimlere ve bütün zaman parçalarında ardarda gönderilmektedir. Peygamberlerin (nebilerin) aralarında ise fetret devirleri (Peygambersiz devirler) var olduğuna göre bütün resullerin Peygamber olması mümkün değildir. Peygamberlerin yaşadığı devirlerde de, mevcut olmadığı devirlerde de bütün kavimlerde resuller hep var olmuştur. Kıyamete kadar hiç Peygamber gelmeyecektir ama bütün kavimlerde resuller hep mevcut olacaktır.
3- Her kavimde, her zaman parçasında yaşayan Resuller kendi kavimlerinin lisanıyla konuşurlar. Yani zamanın bütün parçalarında, her kavmin içinde mutlaka kendi kavminin lisanıyla konuşan bir resul mutlaka vardır.
İBRAHİM - 4 Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu). Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah’a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz’dir, hikmet sahibidir.
4- Her ümmetin bir resulu vardır buyruluyor. Hangi ümmet (millet) hangi devirde yaşarsa yaşasın mutlaka aralarında Allah'ın bir resulu var olmuştur.
YUNUS - 47 Ve likulli ummetin resûl(resûlun), feizâ câe resûluhum kudıye beyne-hum bil kıstı ve hum lâ yuzlamûn(yuzlamûne). Her ümmetin bir resûlü vardır. Onlara, resûlleri geldiği zaman onların aralarında adaletle hüküm olunur. Onlara zulmedilmez.
5- Kur'anda Allah, rızaya ulaşmamış Resullerden bahsediyor. Rızaya ulaşmış resuller de var olduğuna göre rızaya ulaşmamış resullerin (NEBİ) Peygamber olması mümkün değildir.
CİN 26 - 27 Âlimul gaybi fe lâ yuzhiru alâ gaybihî ehadâ(ehaden). İllâ menirtedâ min resûlin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihî rasadâ(rasaden). Gaybı bilen Allah, gaybı kimseye açıklamaz. Ancak resûllerden rızaya (Tasarruf rızası) ulaşanlar müstesna. Öyleyse muhakkak ki; O (Allah), onların önünden ve ardından muhafız gönderir.
7- Allah bütün NEBİ’lerinden söz (misak) alarak NEBİ’lerinden sonrada bir RESUL’un geleceğini haber veriyor. Ama ahir zamanda gelen (Nebî) peygamber olmayan İMAM-I MEHDİ yede RESUL ifadesini kullanıyor.
33/AHZAB-40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin (nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen). Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ýn Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusu). Allah, herşeyi en iyi bilendir.
Ve Kur'an-ı Kerîm son şeriat kitabı olup Hz.Muhammed (SAV)'e indirildi. Ve O'nun Nebîlerin sonuncusu olduğu kesin değil mi?
ALİ İMRAN - 81 Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunneh(tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne). Hani o zaman ki; Allah, peygamberlerin (nebîlerin) MİSAK’ini (yeminini) almıştı: “Andolsun ki; size Kitap ve hikmet verdim, sizlerden sonra sizinle beraber bulunanı (Allah’ın sizlere verdiği kitapları) tasdik eden Resûl gelince, O'na mutlaka îmân edecek ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu ikrar ettiniz mi ve bu ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?” “:İkrar ettik.” dediler. “Öyle ise şahit olun. Ben de sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.
Al-i imran–81’de oradaki nebîlere söylenen: “Sizlerden sonra gelecek olan Resûl’e îmân ve yardım etmek” ifadesi yer alıyor. Bu durumda Peygamber Efendimiz (S.A.V) onların arasında bulunduğuna göre, nebîlerden sonra gelecek olan bu Resûl’ün, Peygamber Efendimiz (S.A.V) olması mümkün değildir.
Al-i imran-81’de Allah nebîlere Kitap ve hikmet verdiğini söylüyor. Bu nebîlerin arasında Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in de bulunduğu, Ahzab Suresinin 7. âyetiyle kesinlik kazanıyor.
33/AHZAB-7: Ve iz ehaznâ minen nebiyyiyne mîsâkahum ve minke ve min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsebni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ(galîzen). Ve nebîlerden misaklerini almıştık. Senden de almıştık. (Ayrıca) Nuh (A.S)’dan, İbrâhîm (A.S)’dan ve Musa (AS) Meryemoğlu İsa’dan da (almıştık). Ve onlardan galiz (ağır, çok kuvvetli) bir misak almıştık.
44/DUHAN-10-11-12-13-14: Fertekıb yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn(mubînin) yagşân nâs(nâse), hâzâ azâbun elîm(elîmun) rabbenekşif annel azâbe innâ mu’minûn (mu’minûne) ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn(mubînun) summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun). Göklerin açık bir dumanla kaplanacağı günü gözetle. (Öyle bir duman ki bütün insanları saracak elîm bir azaptır. Onlar “Rabbimiz” diyecekler. “Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz müminleriz.” Muhakkak ki onlar öğüt almazlar. Onlara, andolsun ki apaçık bir resûl geldi. Sonra ondan yüz çevirdiler ve ona “öğretilmiş deli” dediler.
Duhan Suresinin 10, 11, 12, 13, ve 14. âyetlerindeki kıyâmete yakın zamanda gelen “RESÛL” un İMAM-I MEHDi RESUL olduğunu aksi iddia edilemeyecek kadar açık ve kesin bir şekilde bu ayetler ispat etmiştir.
25/FURKAN-27-28-29-30: Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenît tehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen) yâ veyletâ leytenî lem ettehýz fulânen halîlâ(halîlen) lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ(hazûlen). Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmît tehazû hâzel kur’âne mehcûrâ (mehcûren). Zalimlerin herbiri iki elini ısırdığı o günde şöyle diyecekler: “Ne olurdu, O resûl ile beraber, sebîli (Allah’a ulaştıran yolu) tutsaydım.” Yazıklar olsun bana, ne olurdu filânı dost edinmeseydim. Andolsun ki; bana Kur’ân gelmişken o, beni zikirden saptırdı. şeytan, insanı yalnız bırakır. Resûl dedi ki: “Yarab, kavmim Kur’ân’ı terkettiler.”
Kur’ân-ı Kerim Furkan Suresinin 27, 28, 29, 30. âyetlerinde de kavminin Kur’ân’ı terkettiğini söyleyen ve Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra gelecek (NEBİ OLMAYAN) bir RESUL’den bahsediyor. (Hiç kimse Peygamber Efendimiz (S.A.V) zamanında Kur’ân’ın terkedildiğini iddia edemez.)
|